Tarım trajedisi

Haber kaynağı:  Finansal Forum 04 Haziran 2001

 İzzettin Önder

 

Türkiye'de, her alanda olduğu gibi, tarımsal alanda da gerek politik gerek sair nedenlerle çok hatalı işler yapılmıştır ve tarımımız, maalesef, bugünkü konumuna hapsedilmiştir. Açıktır ki, tarımın bu hale itilmesinde toprak ağaları kadar, oy kaygısı ile hareket eden bizzat büyük sermayenin de büyük payı bulunmaktadır. Tarımda popülizm adı verilen uygulama, aslında, seçim zamanında kaşıkla verip, sonraki dört yıl boyunca kepçe ile alma politikasından başka birşey değildir.
Tarımda sadece bu yıl değil, fakat yıllarca gerçekleştirilmiş olan fiyatlama politikası fevkalade yanlış olduğu gibi, terbiye edici bir role de sahip bulunmamaktadır. Geçtiğimiz yıllarda uygulanan fiyatlama politikaları, tarımsal alanları ve bu alanların kullanımını yanlış yönlendirmiş olduğu gibi, bu yıl uygulanan fiyatlama da tarımı ıslah ederek, düzeltecek bir nitelik taşımamaktadır. Bu yıl uygulanan ve gelecek yıllarda da uygulanacağa benzeyen fiyatlama politikası, açıktır ki, tarımı çökertmekten başka bir işe yaramayacaktır. Ancak, tarımın çökertilmesi Türkiye için olumlu bir sonuç olarak görülemez.
Tarımın ıslah edilmesi, tarımsal üretimde verimin yükseltilmesi, çiftçinin yetiştirilmesi bir kamusal görevdir. Devlet, çeşitli kuruluşları ve daireleri ile tarımda verimliliği yükseltecek önlemleri almalı ve tarımsal ürünü dünya standartlarına ulaştırmalıdır. Açıktır ki, böyle bir çalışma bir yıllık değil, birkaç yıllık bir programın uygulanmasını gerektirir. IMF'ye verilen mektupta da bu durum böylece ortaya koyulmalı idi.
Tarım, üretim ve tüketim özellikleri nedeniyle, dünyanın her yerinde devlet desteği görür. Bir defa, tarımsal ürünün yılda bir ya da birkaç defa alınıyor olması, çiftçinin eline istikrarlı para geçmesini engellemektedir. Bu nedenle, devlet, 'dalgalı borçlar' kurumu ile tarım kesimini destekler ve böylece tarımsal üretimde uzun dönemli istikrarı sağlar.
İkinci olarak, tarımsal ürünler salt girdi maliyetleri ile fiyatlandırılmaz. Tarımsal girdiler de nihai ürün de devlet tarafından desteklenir. Bu nedenle, Avrupa Birliği'nde çok büyük kaynaklar 'tarımsal destekleme fonu' olarak kullanılır. Başka bir ifade ile, tarımsal girdi maliyetleri ile tarımsal ürün fiyatı arasına devlet girer ve böylece hem çiftçiyi, hem de nihai tüketiciyi korur.
Doğal olarak, söz konusu desteklerde de belirli bir dünya standardının tutturulması, ekonomik istikrar açısından gereklidir. Bunun için de tarımsal üretimde verimlilik artışının sağlanması kaçınılmazdır. Bu yöndeki akılcı önlemlere kimsenin bir itirazı olamaz ama, bir yılda düzelmeyecek durumu zecri önlemlerle kesip atmak, tarımsal ürün fazlası olan gelişmiş ülkelere hizmet edecek olursa, bu durum Türkiye için olumlu görülemez.